YOROS KALESİ

Boğaz’ın Kuzeydeki Bekçisi

YOROS KALESİ

İstanbul’un önemli tarihi yapıları arasında yer alan Yoros Kalesi, 1261 yılında, İstanbul'un Latin işgalinden kurtulmasının ardından taş ve tuğla kullanılarak yapılmış.

İstanbul’un Anadolu Yakası’nda Bizans’tan (Doğu Roma İmparatorluğu) kalma az sayıdaki tarihi yapılardan birisi olan Yoros Kalesi, her sene yerli ve yabancı turist çeken en önemli kültürel yapılardan biri. Aynı zamanda Boğaz’ı ve Karadeniz’i gören muhteşem bir manzaraya sahip olan kale, gövdesinde büyük oranda hasar olsa da 759 yıllık eşsiz mimarisini bugüne kadar korumayı başarmış. Yoros Kalesi’nin bulunduğu Beykoz’a deniz ve kara yolunu kullanarak kolayca ulaşabilirsiniz.

İstanbul’un önemli tarihi yapıları arasında yer alan Yoros Kalesi, 1261 yılında, İstanbul'un eski adı olan Konstantinopolis'in Latin işgalinden kurtulmasının ardından İmparator 8. Mihael Paleologos tarafından yaptırılmış. Kalenin yapımında kullanılan taş ve tuğlanın önemli bir kısmı Bizans dönemine aittir. Mermer bir çerçeveye sahip olan kapısı, 20 metreye kadar yükseklikte iki burç arasında yer alıyor. 1305 yılında Türklerin eline geçen Yoros Kalesi, 1348 yılından 14’üncü yüzyıla kadar Cenevizlilerin egemenliğinde kalmış. Bu yüzden kalenin bir adı da Ceneviz Kalesi olarak bilinir. 14. Yüzyıldan sonra ise tamamen Osmanlı İmparatorluğu’na geçerek günümüze kadar gelmiştir.

Sanatla Değişen Bir Semt DOLAPDERE

Önce Dirimart, sonra Pilevneli Gallery, Evliyagil Dolapdere ve son olarak Vehbi Koç Vakfı’na bağlı Arter’in devasa büyüklükteki muhteşem binası da hizmete girince Dolapdere bir anda sanat ve emlak dünyasının göz bebeği oldu. 

Yetmiş iki dil konuşulur Dolapdere’de. Yanık tenli çingeneler, sarışın göçmenler, uzun boylu kürtler, güzel gözlü gürcüler, bin bir türkünün bin bir lehçesini getirmişlerdir buraya. Dolapdere, İstanbul’da birincidir, var mı ötesi? Var diyenin, alnını karışlarım. Dolapdere, dünyada da birincidir…” 
Yaşar Kemal, Dolapdere’yi böyle anlatmış bir yazısında. Bir zamanlar insanların çekinerek girdikleri bir semt olan Dolapdepre son zamanlarda büyük bir değişim geçiriyor. Semtle özdeş, oto tamircileri, bisikletçiler, cansız manken üreticileri ve küçük çaplı atölyeler dışında daha  gide değişiyor, birçok yönden dereye inen sokaklar yeni misafirlerini ağırlamaya başlıyordu. Talimane ve Elmadağ’ın ardından, Tarlabaşı, kentsel dönüşüm projesiyle yeni bir kimlik edinmeye hazırlanıyordu. Bu değişimin ortasında yer alan Dolapdere, cazip konumu ile git gide emlakçıların ve yatırımcıların gözünden kaçmadı. 
Aslında Dolapdere’deki değişim, çok önce Bilgi Üniversitesi’nin kampüsünü buraya taşımasıyla başladı denilebilir. Son yıllarda ise birçok sanat galerisi, iddialı binaları ile Dolapdere’de yerlerini almak için adeta birbirleriyle yarışır oldular.

Önce Dirimart, sonra Pilevneli Gallery ve Evliyagil Dolapdere’nin, her biri uluslararası mimarlık ofisleri tarafından tasarlanan binalarının açılmasıyla şehrin sanat trafiği semtin içinden geçmeye başladı. Son olarak Vehbi Koç Vakfı’na bağlı Arter’in devasa büyüklükteki muhteşem binası da hizmete girince Dolapdere, tam bir sanat merkezine dönüştü. Bu trafikle birlikte, özellikle kreatif işler yapan çeşitli film stüdyoları, ajanslar, oteller, kafe ve restoranların da açılmaya başladığı Dolapdere şehrin yeni gözdesi. 
Dolapdere’ye yolunuz düşerse henüz tam olarak yok olmadan, Metin Kaçan’ın Ağır Romanı’nın izlerini taşıyan sokaklarını dolaşıp, Panayia Avangelistria Rum Ortodoks Kilisesi’ni ve Polonya’nın milli şairi Adam Mickiewicz’in müze haline getirilen evine mutlaka uğrayın. Meraklısına semtte Cumartesi gecesinden başlayarak Pazar öğle saatlerine kadar devam eden meşhur bir bit pazarı kuruluyor. 
 

22